Big Tech’in AI M&A Stratejileri: VC’ler İçin Ne Anlama Geliyor?
Yapay zekâ yatırımları, son iki yılda teknoloji ekosisteminin merkezine yerleşmiş durumda. 2024 yılında toplam küresel yatırımların yaklaşık %34’ünü oluşturan yapay zekâ yatırımları, 2025’te bu oranı neredeyse %50’ye çıkarmayı başarmıştır. Bir yıl önce 114 milyar dolar seviyesinde olan toplam yapay zekâ yatırımları, 2025 yılında 202 milyar dolara ulaştı.
Yapay zekâ yatırımları, son iki yılda teknoloji ekosisteminin merkezine yerleşmiş durumda. 2024 yılında küresel toplam yatırımların yaklaşık %34’ünü oluşturan yapay zekâ yatırımları, 2025’te bu oranı neredeyse %50’ye çıkarmayı başardı. Bir yıl önce 114 milyar dolar seviyesinde olan toplam yapay zekâ yatırım hacmi, 2025 yılında 202 milyar dolara ulaştı.
Bu artış yalnızca yatırım hacminin büyüdüğünü değil, aynı zamanda sermayenin teknoloji ekosistemi içindeki öncelik sıralamasının köklü biçimde değiştiğini de gösteriyor.
Sermaye Nereye Akıyor?
Sermaye akışına bakıldığında, yatırımların önemli bir bölümünün temel model geliştiren şirketlere yöneldiği görülüyor. Büyük dil modelleri ve genel amaçlı yapay zekâ sistemleri geliştiren şirketler, 2025 yılında toplam yapay zekâ yatırımlarının yaklaşık %40’ını tek başına çekti.
Yatırım hacmindeki bu hızlı büyüme, Big Tech şirketlerinin yatırım ve M&A yaklaşımlarını da doğrudan etkilemeye başladı. Google, Microsoft, Meta, Amazon ve OpenAI gibi küresel teknoloji devleri için odak noktası artık yalnızca yapay zekâya ne kadar sermaye ayrıldığı değil; bu sermayenin ürün geliştirme süreçlerine, dağıtım kanallarına ve uzun vadeli stratejik hedeflere nasıl entegre edildiği oldu.
Bu doğrultuda Big Tech’in AI odaklı M&A stratejileri, klasik büyük ölçekli satın almalardan uzaklaşarak; belirli teknik yetkinliklerin kazanılması, ekosistem içi ilişkilerin derinleştirilmesi ve ürün geliştirme hızının artırılması gibi daha hedefli amaçlar etrafında şekilleniyor.
2025’teki Hamleler Ne Anlama Geliyor?
Google, 2025 yılında üretken tasarım alanında faaliyet gösteren Galileo AI’yi satın alarak şirketin hem teknolojisini hem de ekibini bünyesine kattı. Bu işlem, büyük ölçekli bir satın almadan ziyade, belirli bir teknik yetkinliğin doğrudan içselleştirilmesine odaklanan stratejik bir hamle olarak öne çıkıyor.
Galileo AI’nin metin ve görsel girdilerden kullanıcı arayüzü üretebilen yapısı, Google’ın yapay zekâyı ürün geliştirme sürecinin çok daha erken aşamalarına entegre etmesini sağlıyor. Aynı zamanda bu yetkinlik, Firebase, Flutter, Material ve Google Cloud gibi Google ekosisteminin diğer bileşenleriyle olan entegrasyonu da güçlendiriyor.
Google’ın bir diğer dikkat çekici hamlesi ise bulut güvenliği alanında faaliyet gösteren Wiz için sunduğu yaklaşık 32 milyar dolarlık satın alma teklifi oldu. Kasım ayında rekabet otoritelerinden onay alan bu satın alma ile Google, çoklu bulut ortamlarında çalışan sistemler için güvenlik, görünürlük ve risk yönetimi sunan Wiz’in altyapısını Google Cloud’a entegre etmeyi hedefliyor. Özellikle kurumsal yapay zekâ uygulamalarında ortaya çıkan veri erişimi, denetim ve güvenlik ihtiyaçlarının bu sayede daha etkin şekilde yönetilmesi amaçlanıyor.
Meta
Meta’nın Scale AI ile kurduğu ilişki, Big Tech’in yapay zekâ alanındaki M&A yaklaşımındaki dönüşümü en net şekilde gösteren örneklerden biri. Meta, Scale AI’a 14,3 milyar dolarlık bir yatırım yaparak şirketin %49 hissesini alırken, anlaşma kapsamında Scale AI’ın CEO’sunu da kendi bünyesine kattı.
Bu yatırım, Meta’nın yapay zekâ modelleri için kritik öneme sahip olan yüksek kaliteli eğitim verileri ve değerlendirme altyapısına verdiği önemi ortaya koyarken; işlemin yalnızca finansal bir yatırım değil, aynı zamanda bilgi ve deneyim transferi içeren stratejik bir hamle olduğunu da gösteriyor. Bu durum, yapay zekâ alanında değerin giderek şirket sahipliğinden ziyade, doğru yetkinliklere erişim ve bu yetkinlikleri geliştiren ekiplerin doğru şekilde konumlandırılması üzerinden oluştuğunu ortaya koyuyor.
Meta’nın aynı dönemde ses tabanlı yapay zekâ teknolojileri geliştiren PlayAI’yi satın alması ve OpenAI çalışanlarını transfer etmek için milyonlarca dolarlık teklifler sunması, rekabetin artık şirketlerden çok yetenek ve uzmanlık üzerinden şekillendiğini açıkça gösteriyor.
OpenAI
OpenAI, yapay zekâ odaklı yeni nesil donanım ve kullanıcı arayüzleri geliştiren io Products’ı 6,5 milyar dolarkarşılığında satın alarak şirketin tasarım ekibini ve ürün geliştirme yetkinliklerini bünyesine kattı. Bu satın alma, OpenAI’ın yalnızca model geliştiren bir yapı olmaktan çıkarak, insan–yapay zekâ etkileşimini tanımlayan ürün katmanında da söz sahibi olma hedefini yansıtıyor.
Donanım ve tasarım yetkinliğinin doğrudan şirkete dahil edilmesi, yapay zekânın arka planda çalışan bir teknolojiden çıkarak sürekli kullanılan, görünür bir ürün deneyimine dönüşeceğine işaret ediyor.
Amazon
Amazon, geçtiğimiz dönemde yapay zekâ destekli giyilebilir cihazlar geliştiren Bee’yi satın aldı. Amazon, uzun süredir Alexa üzerinden yapay zekâ destekli tüketici cihazları alanında güçlü bir konumda yer alıyor. Geliştirilmiş yapay zekâ sürümü Alexa+, bugün şirketin piyasaya sunduğu donanım cihazlarının yaklaşık %97’sinde aktif olarak çalışıyor.
Bee satın almasıyla birlikte Amazon, yapay zekâ destekli asistan deneyimini ev içi kullanımın ötesine taşıyarak, kullanıcıyla gün boyunca temas halinde olabilecek giyilebilir cihazlar üzerinden konumlandırmayı hedefliyor. Bu adım, Amazon’un yapay zekâyı sabit cihazlarla sınırlamak yerine, günlük hayatın farklı anlarına yayılan bir deneyim olarak ele aldığını gösteriyor.
Microsoft
Microsoft, yakın dönemde ajan tabanlı (agentic) yapay zekâ ile çalışan bir veri mühendisliği platformu geliştiren Osmos’u satın aldığını duyurdu. Bu satın alma, Microsoft’un Fabric platformunu genişletme ve veri mühendisliği süreçlerinde otonom yapay zekâ ajanlarını daha etkin kullanma stratejisinin bir parçası.
Osmos, Microsoft Fabric’in merkezinde yer alan birleşik veri gölü OneLake üzerinde ham veriyi analitik ve yapay zekâ uygulamalarına hazır hale getiren otomatik süreçler sunuyor. Satın alma ile birlikte Microsoft, müşterilerin tüm veri ve analiz süreçlerini tek ve güvenli bir platformda toplamasını kolaylaştırmayı; yapay zekâ ajanlarının insanlarla birlikte çalışarak operasyonel yükü azaltmasını ve verimliliği artırmasını hedefliyor.
VC Ekosistemi İçin Ne Anlama Geliyor?
Yakın dönemde gerçekleşen satın almalar ve ekip transferleri, yapay zekâ yatırımlarında değerin nasıl oluştuğuna dair önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Big Tech’in AI odaklı M&A stratejileri; belirli teknik yetkinliklere, güçlü ekip yapılarına ve mevcut ürün ve platformlara doğrudan entegre edilebilecek çözümlere odaklanıyor.
Bu yaklaşım, yatırım değerlendirmelerinde şirketin ölçeklenme potansiyelinin yanı sıra, hangi stratejik ihtiyaca karşılık geldiği ve Big Tech’in uzun vadeli ürün yol haritalarıyla ne ölçüde örtüştüğü sorularını da kritik hale getiriyor. Büyük teknoloji şirketleri, artık yalnızca şirket satın almak yerine, doğru ekipleri ve kritik yetenekleri bünyelerine katarak bu yetkinlikleri mevcut ürünlere hızla entegre etmeyi hedefliyor.
Sonuç olarak yapay zekâ; soyut bir teknoloji olmaktan çıkarak, doğrudan ürünlere, platformlara ve cihazlara entegre edilen temel bir yapı taşı haline geliyor.
BV Growth II (BV2)
BV Growth II (BV2) fonumuz, yapay zekâda özellikle uygulama katmanına odaklanan erken aşama girişimlere yatırım yaparak, teknoloji trendlerini ve ekosistemdeki yapısal dönüşümü erken aşamada yakalamayı hedefliyor.
Fon, yatırımcılar için yalnızca finansal getiri sunmayı değil; aynı zamanda yapay zekânın ürünlere, iş modellerine ve kullanıcı deneyimlerine nasıl entegre edildiğini erken aşamada görebilme imkânı sağlayarak anlamlı bir katma değer yaratmayı amaçlıyor. Fonla ilgili detaylı bilgilere KAP sayfamız ve web sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz.